Kategori arşivi: Genel

Modern fiziğin babası: Isaac Newton’un Hayatı

Yazıyı Paylaş

“Dünya beni nasıl görüyor bilemem; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.”

Newton

Yerçekiminin teorisyeni Isaac Newton (1642-1727) 27 yaşında Matematik profesörü olması günümüz şartlarında şaşırtıcı olsa da, kendisini tanıyanlar için bu olması gereken, hatta olmaması durumunda şaşırtıcı olabilecek bir şeydi! Zira söz konusu kişi, daha küçük yaşlardan itibaren kafayı gezegenlerin hareketlerine takan, ilk aynalı teleskopu geliştiren, renk ve ışığın niteliklerine dair sarsıcı açıklamalar yapan ve her şeyden önemlisi de, yerçekimi olarak bildiğimiz evrensel kütle çekimi yasasını ortaya atan Isaac Newton ise, her şey mümkündü! Neden mi? Zira, o güne kadar şaşkın gözlerle kavranmaya çalışılan fizik, onun oyuna girmesi ve yaptıkları ile birlikte; büyük bir doğruluğa dayanan matematik kanunları ile açıklanabilir bir bilim olmuştu. Newton, doğduğunda bilimsel devrim çoktan başlamış da olsa, bulgularıyla modern fizik biliminin temel entelektüel enstrümanlarını oluşturmuştu. .

Daha önceki dağınık ve kopuk haldeki çalışmalar Newton’un katkısıyla kuramsal bir sisteme oturmuştu. Fizik (evrensel çekim yasası ve optik), matematik (türev ve integral hesapları) ve astronomi (gök mekaniği) alanlarında çalışan Newton, henüz 26 yaşında iken matematik profesörü olmuştu.

Her ne kadar popüler bilim tarihinde ‘kafasına elma düştüğü için yer çekimini bulan adam’ olarak anılsa da, kazın ayağı hiç de öyle değildi. Zira onun kafasına elmalar düşmeden önce de yer küre, kütleleri kendine çekiyordu. Kaldı ki kafasına elma düşmesi hadisesi de, masumane bir şekilde bilimin halk diline indirgenmesi çabasından başka bir şey değildi. Zaten, sıklıkla dile getirildiği gibi, yer çekimini bulmamış, zaten var olan bir şeyin temel prensibini ortaya koymuştu!

Yaşadığı dönem zor bir dönemdi ve Newton da bu zorluktan payına düşeni almıştı. Genç yaşta yetim kalması, hayata tutunmak için yapılmak zorunda kalınan farklı işler, ardından veba salgını gibi üst üste yaşanan sıkıntılara rağmen akacak bilim kanı damarda durmayacaktı ve durmadı da. Nefes kesen bilim yolculuğuna erken yaşta başladı. Zaten okulda tuttuğu not defterlerinden birine “Platon benim arkadaşım; Aristo benim arkadaşım; ama en iyi arkadaşım gerçek.” notunu düşen birinden de farklı bir şey beklenemezdi.

Kendisinden önce gelen Kopernik, Kepler, Galileo gibi alimlerin buluşlarını disipline etmesi ile sivrilen Newton sadece yer çekimi kavramının mimarı olmakla kalmamış, aynı zamanda, sonsuz küçükler hesabını bularak, matematikte de çığır açmıştı. Mekanik, hidrodinamik, optik ve matematik gibi dallarda yaptığı çalışmalarla insanoğluna yeni pencereler açmış, eşsiz eseri Principia’da güneş ve gezegenlerin kütlelerinin hesaplanmasından, sıvı ve gezegenlerin hareketlerine, yine ayın hareketlerinden gel git olaylarına varıncaya kadar onlarca konuya ışık tutmuştu.

Optik üzerine çalışmaları

Henüz öğrenci iken İngiliz fizikçiler Robert Boyle ve Robert Hooke’un optik ve ışık üzerine yaptığı çalışmasını, Fransız matematikçi ve düşünür René Descartes’ın matematik ve fizik
notlarını okumuş ve onlardan aldığı ilham ile prizma sahnesinde ışıklara dans ettirmiş; o meşhur prizmalı ışık kırılması deneylerinden hatırladığımız üzere; yaptığı çalışmalarla, farklı renklerin farklı açılarda kırıldığını ortaya çıkarmıştı. Bu çalışmaları ile beyaz ışığın, diğer renklerin ışınlarından meydana geldiğini ortaya koymuş; ışığın, çok hızlı yol kat eden parçacıklardan oluştuğu sonucuna varmıştı. Aynı zamanda uzayın da bu parçacıklarla dolu olduğunu savunuyordu. 1704’te kaleme aldığı, ışık dünyasını masaya yatıran ‘Işık Bilimi’ (Optics) isimli eseri, bu alandaki en büyük referans kaynağı olacaktı. Lakin ışığa ve optiğe olan ilgisi bununla sınırlı kalmadı. Aynı dönemde mercekleri de elinden düşürmeyen Newton, aynalı bir teleskop da yaptı. Tüm ışığı aynı anda yansıtan parabol biçimli bir ayna ile görüntü bozukluklarının önüne geçen Newton, bu icadının getirdiği prestijin keyfini çıkartacaktı.

Türev ve integral

1661’de girdiği Trinity College’e 1667’de öğretim görevlisi olarak geri dönerek matematik üzerine yoğunlaşmıştı. Bir zamanlar matematik hocası olan Isaac Barrow, döneminin
önde gelen matematikçilerinden biriydi ve geometri derslerindeki alan hesaplamalarında kullandığı yöntemler, Newton’un içindeki matematik canavarını ortaya çıkardı. Türev ve İntegral hesaplarının temellerini böylelikle atan Newton, büyük fizikçilerden Berkeley’in, “Diferansiyel ve integral, her kapıyı açar. Bu sihirli anahtar sayesinde matematikçiler, geometrinin, dolayısıyla da doğanın sırlarını keşfetmiştir.” diyerek hakkını teslim ettiği şekilde, bilim tarihinin önde gelen üç matematikçisinden biri oluyordu. Lakin ilginçtir; bu katkısını açıklaması 38 yıl sürecekti.

Yaratıcı gücünün en son noktası

1696’ya kadar ders verdiği Cambridge’deki yıllarını ‘yaratıcı gücünün en yüksek noktası’ olarak tanımlayan Newton, haksız da sayılmazdı. Bu zaman diliminde üzerinde nerdeyse iki yıl kadar kafa patlattığı Doğal Felsefenin Matematiksel Prensipleri ya da yaygın olarak bilinen şekli ile Prensipler- Principia (Philosophiae Naturalis Principia Mathematica) ile fiziğe ilk unutulmaz katkısını yapıyordu. Ama kendi içinden! Zira bu eserini nedense, 1687’ye kadar raflarda tutacaktı. 1714’e gelindiğinde kıta Avrupa’sına görece bir barış havası hakimdi ve Newton, bu dönemin en saygın doğa felsefecisi olarak sahnedeydi.

Fiziğin Maradona’sı: F = G ((m1m2)/r2)

Newton’u, tabiri caiz ise, fiziğin Maradona’sı yapan katkısı, çekim kanunlarını adeta baştan yazmasıydı. Daha önce Aristo ve Galileo de bu meseleye kafa yorup, fiziğin bu alanının
temellerini atmışlardı, lakin, gök mekaniği ile ilgili çözümlenmemiş sorular da ortada duruyordu. Galileo ‘eylemsizlik ilkesi’nin fikir babası olarak büyük sükse yapmıştı ama gök cisimlerinin hareketleri arasındaki tezadı açıklayamamıştı. Bu ilkeye göre; kendi haline bırakılmış bir cisim, herhangi bir dış güce maruz kalmadığı sürece, o halini korur. Diğer bir deyişle; hareketsiz cisim harekete geçirilmedikçe sonsuza kadar hareketsiz kalacağı gibi,
hareket halindeki bir cisim de, dışardan bir müdahaleye maruz kalmadığı sürece hareketini devam ettirecek, düz bir hat üzerindeki sabit hareketini koruyacaktır. İyi ama o zaman
neden gezegenler sabit bir hat üzerinde ilerlemek yerine, diğer bir deyişle, güneşten uzaklaşmak yerine, dairesel hareketler çiziyorlardı? İşte bu sorunun cevabını, Galileo’nun
öldüğü gün doğan Newton veriyordu. Sihirli kelime; çekim idi! Bir taşın (ya da elmanın) yere düşmesine neden olan neyse, bu, aynı zamanda gezegenleri de güneş etrafında
tutuyordu. Gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü ilk öne süren Kopernik de bu dairesel dönüşe açıklık getirememişti. Gerçi bunu ilk dillendiren Newton değildi; söz gelimi Fransız
astronom İsmail Boullian 1645’te, iki cisim arasında bir çekim olabileceğini, 1666’da da İtalyan Giovanni Borelli, bir uydunun merkezkaç kuvvetinin, uyduyu gezegene doğru çeken kuvvetle eşit olduğunu öne sürmüştü ama tüm bu bilgilere yasa elbisesi giydiren Newton olacaktı. Böylelikle F= G ((m1m2)/r2) olarak bilinen, evrendeki hareketleri disipline sokan, evrensel çekim yasasına imzasını atıyordu.

Bu yasa ile birlikte gezegenlerin, daha geniş manada, gökcisimlerinin manevraları anlaşılmış, hatta ünlü astronom Halley, bu yasa sayesinde 1531, 1607 ve 1682’de kendisini gösteren ve her defasında farklı bir yıldız olduğuna inanılan, kuyrukluyıldızın aynı yıldız olduğunu öne sürmüş, Aralık 1758’de tekrar ortaya çıkacağını iddia etmiş, son tahlilde de haklı çıkmıştı.

Sonuç olarak Newton, eylemsizlik ilkesini de işin içine katarak, meşhur hareket kanunlarını bilim dünyasına armağan etmişti. Buna göre;

Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, ya da etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cisim durumunu değiştirmez; yani duruyorsa durur, deviniyorsa yani hareket ediyorsa, devinimini bir doğru boyunca devam ettirir. Ki buna eylemsizlik kanunu da denebilir.

Cisim üzerindeki itiş gücü, uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır ve kuvvet yönündedir. Cismin momentumunun zamana göre değişiminin oranı, cisme uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır.

Doğadaki bütün cisimler birbiri ile etkileşim içindedir. Bir cisim diğer bir cisme bir kuvvet etki ettirdiğinde, diğer cisim de bu cisme bir kuvvet etkiler. Herhangi bir etkiye karşı her zaman bir tepki vardır; yada iki cismin karşılıklı etkisi daima eşit fakat zıt özelliklidir. Buna kısaca etki-tepki kanunu da denir.

Gücü düşüncesinde yatıyordu…

Newton, bu kanunları ile temeli Aristo’ya kadar uzanan yaklaşık iki bin yıllık fizik kuramlarına mekanik bir boyutkatmış, Galileo’nun mimarı olduğu eylemsizlik ilkesini, kütleyi de hesaba katarak, soyuttan somuta taşımıştı. Bu, aynı zamanda yer çekiminin de birinci yasası olacaktı. Büyük usta, kuvvet, kütle gibi kavramları hayata geçirerek, fiziğin o zamana kadar yakasından düşmeyen belirsizlikleri de ortadan kaldırmış oluyordu.

Her ne kadar bazı hesaplamaların içinden çıkamayınca kendi formüllerini haklı çıkartan ve ilerleyen yıllarda yanlışlığı tespit edilen bir takım varsayımlar geliştirmiş olsa da, başarılarının yanında bunların esamisi bile okunmayacaktı.

Bilim tarihi, matematik, mekanik, yerçekimi ve optik gibi alanlarda büyük sıçramalar yapan bilim adamları ile doluydu. Newton ise, bu alanların her biri ile ayrı ayrı uğraşıp, adeta destan yazmış; kendisinden iki yüz yıl sonra gelerek fizikte bir başka çığır açacak olan Albert Einstein’ın “Bilim adamı otuz yaşına kadar hayal ettiklerini gerçekleştirememişse, o saatten sonra bir şey beklemesin.” sözünü tasdik edercesine, otuzuna gelmeden birçok alanda ses getiren işlere imza atmıştı. Bunun sırrını soranlara ise “kendisinden önce gelen bilim adamlarının omuzlarından ileriye bakabilmek ve çözümü bulmak için sürekli düşünmek” cevabını veriyordu.

ISAAC NEWTON HAKKINDA NOTLAR

  • Küçük yaşta, el becerisini kullanarak yaptığı su ve güneş saati ve yel değirmeni modelleri ile dikkat çekti.
  • İlk aynalı teleskopu geliştirmiş, renk ve ışığın niteliğine açıklık getirdi.
  • Evrensel Kütle Çekimi Yasası’nı ortaya atarak fizikte devrim gerçekleştirdi.
  • Hasta, zayıf bünyeli, içine kapanık ve kavgacı bir kişilikti. Sıklıkla bunalıma girerdi, çağdaşı bilim adamları ile sürekli atıştı.
  • 1705 yılında da Kraliçe Anne tarafından ödüllendirildi (İngiltere’de bilimsel çalışmalarından dolayı onurlandırılan ilk kişidir.)
  • Genellikle buluşlarını paylaşmada gönülsüz davrandı. Diğer bilim adamlarının fikirlerini çalacağından endişe ederdi. Haksız da sayılmazdı.
  • Çekim yasasını daha önce bulduğunu iddia eden Robert Hooke ve matematiğin önemli bir ayağı türev ve integrali kendisinden önce geliştirdiğini iddia eden Alman filozof Gottfried Wilhelm Leibniz ile yaşadığı kavgalar dillere destan olmuştu.
  • Bilimin yanı sıra, simya, mistizm ve teoloji ile de ilgilendi. Yahudi’ydi ve İncil’deki teslis inancını eleştiren bir eser kaleme almıştı.
  • Başına elma düştüğü için yerçekimini bulduğu yönündeki iddiayı ilk olarak Fransız yazar Voltaire dile getirdi. Voltaire, bu iddiası için Newton’un yeğenini kaynak göstermişti.
  • Oldukça mütevazi bir yaşam sürdü. Hiç evlenmedi. Belki de bilim ile evli idi dense, yalan olmazdı. Ölümünden sonra, yaklaşık 300 yıl boyunca modern fiziğin kurucu babası olarak anılacaktı.

Kaynak: Tarihi Değiştiren Bilginler – Ali Çimen – Timas Yayinlari

Yazıyı Paylaş

KTÜ’de süper mıknatıs üretimi

Yazıyı Paylaş

KTÜ Manyetik Malzemeler Araştırma Grubu, elektrikli otomobil, rüzgar türbinleri, jeneratör ve MR gibi birçok araç gerecin motorunda kullanılan süper güçlü elektromanyetik mıknatısın üretiminde son aşamaya geçti.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Manyetik Malzemeler Araştırma Grubunda yürütülen çalışmalar kapsamında, sektörde süper güçlü elektromanyetik mıknatıs olarak adlandırılan Neodyum (Nd), Demir (Fe) ve Bor (B) bileşenlerinden elde edilen NdFeB mıknatısın üretiminin yüzde 80’ini tamamlandı. KTÜ Mühendislik Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sultan Öztürk (fotografta), ekibi ile geliştirdikleri tarafından geliştirilen mıknatısı tanıttı. (Gazi Nogay – Anadolu Ajansı)

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Manyetik Malzemeler Araştırma Grubunda yürütülen çalışmalar kapsamında, sektörde süper güçlü elektromanyetik mıknatıs olarak adlandırılan Neodyum (Nd), Demir (Fe) ve Bor (B) bileşenlerinden elde edilen NdFeB mıknatısın üretiminin yüzde 80’ini tamamlandı.

KTÜ Mühendislik Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sultan Öztürk, AA muhabirine, yaklaşık 15 yıldır manyetik malzemeler konusunda çalışma yürüttüklerini söyledi.

Manyetik Malzemeler Araştırma Grubu sorumlusu da olan Öztürk, üniversiteden lisans, master ve doktora tezleriyle, TÜBİTAK’tan ve Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünden araştırma destekleriyle çalışmalarına devam ettiklerini belirtti.

Yılların tecrübesi, gelişen teknoloji ve altyapı yatırımları sayesinde kayda değer, umut verici sonuçlar elde ettiklerini dile getiren Öztürk, araştırmaları neticelendirmek için 7 kişilik ekibin çalışmaları aralıksız sürdürdüğünü aktardı.

Öztürk, üç grup malzeme üzerinde çalıştıklarına işaret ederek, “Uzun yıllardan beri, neodyum, demir ve bor esaslı, piyasada adı süper mıknatıs olarak geçen mıknatıs üzerinde çalışıyoruz. İkinci grup ürettiğimiz malzeme ise stronsiyum hekzaferrit esaslı yani seramik mıknatıslar. Üçüncü grupta da sensör malzemesi olarak kullanılan Fe-B bazlı şerit üzerinde çalışmalarımız devam ediyor.” dedi.

Süper mıknatısın, çok güçlü bir mıknatıs türü olduğunu, adının da buradan geldiğini vurgulayan Öztürk, “Bu mıknatısların 1984 yılına dayanan bir geçmişi var, keşfedildiği tarihten beri de sürekli geliştirilen bir mıknatıs. İçerisinde demir, neodyum, bor elementleri olan bir mıknatıs. Bunun Türkiye’de üretimi bildiğim kadarıyla yok, ithal ederek kullanıyoruz. Bunun olmamasının bir sebebi de hammaddenin Türkiye’de olmaması. Bu konuda yılda yaklaşık 30 milyon dolar civarında ithalatımız var.” diye konuştu.

Öztürk, süper güçlü mıknatısların kullanım alanlarının başında otomotiv sektörünün geldiğine dikkati çekerek, “Bunlar çok güçlü mıknatıslar. Özellikle motorlarda hele hele şu ara gündemde olan elektrikli otomobil motorlarında kullanılıyor. Jeneratörlerde ve büyük tork gerektiren uygulamalarda kullanılmaktadır. O yüzden bunlar önemli mıknatıslar.” ifadesini kullandı.

“Zor kısmını geçtik”

Üretimde birinci aşama olarak mıknatıs tozunu ürettiklerini anlatan Öztürk, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu mıknatıstaki en önemli element olan neodyum elementi son derece reaktif yani havadan etkilenen, oksitlenen bir element. Ufak bir hava ile temastan bozulan bir element, dolayısıyla bu mıknatısın üretiminde biraz yüksek teknoloji cihazları gerekiyor. Bu mıknatısın üretimi kontrollü atmosfer dediğimiz özel ayarlanmış alanda olması gerekiyor. Üretimde bizim kullandığımız yöntem, toz metalurjisi yöntemi. Burada uygulanan işlem, önce bu mıknatısın tozunu üretmek. Bunu da oksitsiz, parlak üretmek gerekiyor, biz bunu başardık.”

Öztürk, ikinci aşamanın ise elde edilen maddenin belli bir toz boyutuna gelmesi için yine kontrollü atmosferde işlenmesi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Kontrollü ısı ortamında öğütülerek 3-5 mikron boyuta indirilmesi gerekiyor; onu da yaptık. Sonra bunun manyetik alan altında preslenmesi, şekillendirilmesi gerekiyor. İşte biz, bu son aşama olan sinterleme dediğimiz tozlar arasında bağlanmanın olması gereken aşamadayız. Bu da yine kontrollü atmosferde yapılması ve birtakım proseslerin olması gereken bir işlem. Zor kısmını geçtik. Süper mıknatısın üretimini yaklaşık olarak yüzde 80 başarmış durumdayız. Son aşamaya geldik, çalışmalarımız devam ediyor, başaracağımıza kuşkum yok.”

Süper mıknatıs üretmenin Türkiye’ye büyük katkısı olacağına inandığını dile getiren Öztürk, “Süper mıknatıs birçok tıbbi cihazda kullanılıyor. MR cihazından tutun da jeneratörlere, otomobil motorlarına kadar. Türkiye hele hele kendi otomobilini üretirse bu mıknatıslara ihtiyacı daha fazla artacak. Çünkü üretimimiz zenginleştikçe, çeşitlendikçe ihtiyacımız daha da artacak.” ifadesini kullandı.

Öztürk, üretim parametrelerinin ortaya konulduğunu vurgulayarak, “Bu konuya ilgi duyan sanayiciler, özel sektör kuruluşları bunları alır, iş birliği yaparız, üretirler. Bundan da büyük gurur duyarız.” diye konuştu.

Kaynak: AA

Yazıyı Paylaş

Binance Komisyon İndirimi [%20+%25]

Yazıyı Paylaş

Dünyanının en büyük ve en güvenilir borsalarından biri olan Binance yeni üye olan kullanıcılara özel 20% komisyon indirimi sunuyor. Ayrıca hesabınızda Binance Coin (BNB) tutarak ekstra 25% komisyon indirimi sağlayabilirsiniz. Toplamda %45 oranında bir komisyon indirimi kazanacaksınız. 100 TL lık bir işlem yaptığınızda sadece 0.06 TL ödeyeceksiniz.

20% komisyon indirimli bir üyelik açmak için tıklayınız. Referans kısmında ‘CIF1SVRS‘ kodu olmalıdır.

Üyeliğinizi açtıktan sonra ektrsa %25 kazanmak için BNB coin alın ve komisyonlarınız otomatik olarak indirimli bir şekilde BNB ile ödenecek.

Binance %20 + %25 komisyon indirimi: CIF1SVRS

Bu indirimden faydalanmak için yeni bir üyelik açmanız gerekiyor. Eski kullanıcıları bu kampanyadan faydalanamıyor. Ancak yeni bir hesap açarak bu firstattan faydalanılabilir.

İlk defa bitcoin alacaksanız nasıl bitcoin alındığını anlatan bu yazımıza göz atın.

Bol kazançlar!

Yazıyı Paylaş

Bitcoin Nereden ve Nasıl Alınır?

Yazıyı Paylaş

Dijital altın = Bitcoin… metalurji mühendisleri altın üretiminde görev alıyorsa dijital altın ile uğraşmalı diye düşünüyorum 🙂

Eğer bu yazıyı okuyorsanız eminim sizde mutlaka eşinizden/dostunuzdan veya haberlerden mutlaka kripto paraları duydunuz. Ancak nereden alınır satılır öğrenmek istiyorsunuz. İşte bu yazımızında nasıl bitcoin yatırımı yapıldığını detaylı olarak açıklayacağız.

Şimdiden belirtmek istiyorum kripto paraları almak marketten ekmek almaktan daha kolay çünkü telefonunuzdan mobil uygulama ile kolayca işlem yapabilirsiniz. Herhangi bir fiziki işlem yok!

Bitcoin almak, marketten ekmek almaktan daha kolay!

Binance %20 + %25 komisyon indirimi
CIF1SVRS

1. Bitcoin borsası (Binance) üyeliği

Bitcoin alabilmek için öncelikle bir borsada hesabınızın bulunması gerekiyor. Bu hesabı paranızı ve coinlerinizi saklayabileceğiniz banka hesabınız olarak düşünebilirsiniz. Türkiye’de bir çok dijital para borsası mevcut. Bunların arasından binance borsasını tavsiye edebilirim. Komisyonlar oranlari diğer borsalara göre çok düşük ve yüzlerce kripto parayı destekliyor. Ayrıca, sitenin Türkçe dil desteği de mevcut. Bu link üye olursanız tüm ödeyeceğiniz komisyonlaradan (ömür boyu) %20 indirim kazanacaksınız.

Binance hesap oluşturma ve %20 komisyon indirimi
Binance hesap oluşturma ve 20% komisyon indirimi

2. Nasıl para (TL) yatırılır?

Hesabınıza para yatırmak için iki seçeneğiniz mevcut: Banka/Kredi kartı veya Havale/Eft. Kredi kartı ile alım işleminin yüksek komisyonu olduğundan dolayı ben bu işlemi tavsiye etmiyorum. Komisyon benim için önemli değil diyorsanız –Kripto Al-Kredi/Banka Kartı– adımlarını takip ediniz.

Kredi kartı yerine, hesabınıza nakit TL havale yada EFT yapıp bitcoin ve diğer coinleri almak daha uygun fiyatlı. Bitcoin almak için önce hesabınızda para olması gerekir. Siteye yukarıda gösterildigi gibi indirimli üye olduktan sonra, hesabınıza TL olarak para kolayca para yatırabilirsiniz. Anasayfadaki “Cüzdan – Spot Cüzdan-Yatırma” adımlarını izleyin. Minimum yatıma tutarı 100 TL’dir. Banka hesabınızı veya Papara hesabınızı kullanarak para yatırabilirsiniz. Burada size verilen referans kodunu mutlaka EFT açıklamasına yazmalısınız.

Binance hesabına TL para yatırmak

Para yatırdınız. Paranın hesabınıza geçmesi biraz vakit alabilir panik yok! biraz sabır…

Peki şimdi nasıl kripto para alınacak?

3. Bitcoin satın alma

“Kripto Al – Nakit Bakiye” sekmesine tıklayın. İstediğiniz miktarı girip işlemi onaylayın. Artık sizin de bitcoininiz var 🙂

TL ile bitcoin almak

Sorunuz olursa lütfen yorum kısmına yazınız. Binance 20% komisyon indirim kodu ve referans

Yazıyı Paylaş

Plastik – Polimer Malzemeler

Yazıyı Paylaş

Plastik Nedir?

“C” karbon atomunun metal olmayan elementler ( H, O, Cl, N ) ile meydana getirdiği büyük moleküllü organik bileşiklerdir.

(Poly) = Çok (Mer) = Birim eleman– demektir.Birleştirilince birçok birim elemandan oluşan büyük bir makro monekül oluşturur. “Polimer” olabilmesi için en az (5) ten fazla (mer)’ in biraraya gelmesi gerekir. Bu bazen yüzlerce, bazen de binlerce (mer) bir araya gelip bir tek zincir şeklinde bulunabilir.

Organik polymer nedir?

Ana  zincirde  bir  atomun  bulunabilmesi  için  en  az  iki  değerlikli  olması  şarttır. İkinci şart, ana zincir üzerinde bulunan atomlar arası bağ enerjisi yeterli olmalıdır. Örneğin C-C bağ enerjisi 80 kcal/mol’dür. Genellikle organik polymer’de ana zincir C atomlarından oluşur.“C” Atomları iki veya üç bağla birbirine bağlıdırlar.Bu haldeki bağlara DOYMAMIŞ BAĞ adı verilir.Doymamış moleküller reaksiyona girmeye hazırdırlar.

Yazıyı Paylaş

İnvar Alaşımı

Yazıyı Paylaş

İnvar, Demir-Nikel36 alaşımının genel ticari adıdır. Bu isim değişmez anlamına gelen ‘invariable’ kelimesinin kısaltmasıdır. Isı altında herhangi bir uzama yada kısalma göstermez.

İnvar FeNi36 alaşımı

İsviçreli bilim adamı Charles Édouard Guillaume tarafından 1896 yılında keşfedilmiştir. Bu buluş 1920 yılından Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür.

Sıfır Isıl Genleşme

Bu alaşım %64 demir ve %36 Nikel içerir. İnvar’ın en önemli özelliği ısıl genleşme katsayısının sıfıra yakın olmasıdır. Böylece sıcaklığa maruz kaldıklarında şekil değişimine uğramazlar. İnvar yüksek boyut hassasiyeti gerektiren uygulamalarda sıkça tercih edilir. Örneğin bilimsel araştırmalarda kullanılan test cihazları, saatler, deprem ölçüm cihazları gibi.

İnvar’ın ısıl genleşme katsayısı stardart bir karbon çeliğinin 10’da 1i kadardır.(200 C dereceye kadar) Spesifik olarak İnvar 1.2 × 10−6 K−1 ısıl genleşme katsayısına sahipken sıradan bir çelikğin ısıl genleşme katsayısı 11-15 × 10−6 K−1 dır.

İnvar alaşımının Nikel yüzdesine bağlı olarak değişen ısıl genleşme katsayısı
Yazıyı Paylaş

Cam elyaflar/fiberler

Yazıyı Paylaş

Cam elyaflar, sıradan bir şişe camından yüksek saflıktaki kuartz camına kadar pek çok tipte imal edilirler. Cam amorf bir malzemedir ve polimerik yapıdadır. Üç boyutlu moleküler yapıda, bir silisyum atomu dört oksijen atomu ile çevrilmiştir. Silisyum metalik olmayan hafif bir malzemedir, doğada genellikle oksijenle birlikte silis (SiO2) şeklinde bulunur. Cam eldesi için silis kumu, katkı malzemeleri ile birlikte kuru halde iken 1260 °C civarına ısıtılır ve soğumaya bırakıldığında sert bir yapı elde edilir.

E-cam elyaf

Cam Elyafların Özellikleri

Cam elyaflar/fiberler yazısına devam et
Yazıyı Paylaş

Isıl İşlem Nedir? Neden Yapılır

Yazıyı Paylaş

Malzeme bilimi için son derece önemli ve vazgeçilmez bir seçenek olan ısıl işlemi ele alacağız. Başta çelikler olmaz üzere alüminyum alaşımların bir çoğuna ve çeşitli metallere uygulanarak malzemelerin mikroyapısı, fiziksel ve mekanik özellikleri değiştirilebilir.

ısıl-islem

ISIL İŞLEM NEDİR?

Metal metal bir parçanın özelliklerinde belirgin bir değişiklik sağlamak amacıyla metal veya alaşımların katı halde ısıtılıp soğutulması işlemlerine “ısıl işlem” denir. Isıl işlem istenen değişikliklerin yanı sıra istenmeyen değişiklikler de yaratabilir.Özel olarak yapılabileceği gibi başka bir işlemin sonucu olarakta ortaya çıkabilir.

ÇELİĞE NEDEN ISIL İŞLEM YAPILIR?

  • Aşınma dayanımını arttırmak için.
  • Mekanik özelliklerini iyileştirmek için(tokluk,çekme ve akma dayanımı).
  • Sünekliğini geliştirmek ve yumuşatmak için.
  • Kaba tane yapısını inceltmek için.

NE ZAMAN YAPILIR?

  • Çeliğe yapılan ilk işlem olabilir. Örneğin,işlenebilirliği geliştirmek için.
  • Bir parçanın imalat sırasında ısıl işlem görmesi gerekebilir. Örneğin soğuk şekillendirme sırasında parçanın tekrar şekil verilebilmesi için yumuşatılması gerekebilir.
  • Aşınma dayanımı elde etmek için en son işlem olarak yapılabilir. Örneğin saban demiri(pulluk kulağı).

NASIL YAPILIR?

  • Değişik mikro yapılar elde etmek amacı ile allotropik dönüşümlerden yararlanılarak.
  • Bu mikro yapıların oluşumu öncelikle soğuma hızına, ya da daha teknik bir ifade ile, zaman-sıcaklık ilişkisine bağlıdır.
  • Soğuk işlem görmüş düşük karbonlu bir çeliğin yapısını yeniden kristalleştirme işlemi, allotropik dönüşüme bağımlı değildir.

Uygun bir ısıl işlem, hassas zaman ve sıcaklık kontrolü gerektirir. Çoğu ısıl işlem parçanın belli bir dereceye kadar ısıtılmasıyla başlar. Buradaki amaç malzemede faz dönüşümünü sağlamaktır. Sıcaklıktan gelen enerji kristal yapıdaki faz dönüşümü için harcanır. Sıcaklıktan ziyade, bu sıcaklıkta bekleme süresi önem taşır. Eğer kısa süre beklenirse faz dönüşümü tamamlanmaz, çok uzun süre beklenirse kristal yapıda tane büyümesi oluşur ve büyük taneler mekanik sertlik ve çekme dayanımı gibi özellikleri düşürür. Bu nedenle parça boyutlarına bağlı olarak optimum süre hesaplanmalı ve test edilmelidir.

Malzemenin mekanik özelliklerinin nasıl değiştiğini öğrenmek için genellikle jominy sertleşebilirlik deneyi kullanılır.

MALZEME – TASARIM – ISIL İŞLEM İLİŞKİLERİ

Pratikte sık sık karşılaşılabilen yetersiz sertlik, yetersiz mukavemet değerleri veya çatlak vb. sorunlar, üretim birimleri arsında çözümü zor tartışmalara neden olur ve hata, genellikle ısıl işlem bölümüne yüklenir. Aslında, amaçlar doğrultusunda, hatasız parçalar üretmek için dikkat edilmesi gereken bir çok nokta vardır. Örneğin, malzeme seçimi, tasarımı, taşlama ilk akla gelen önemli faktörlerdir.

Yazıyı Paylaş

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Güvenlik Yeleği Üretildi.

Yazıyı Paylaş

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Teknokent’te çalışmalar yapan bilim insanları, nanoteknolojiyle daha dayanıklı güvenlik yeleği üretti. Yeleklerin, roket, uçaksavar ve benzeri mühimmatlara karşı dayanıklı olduğu ve şu ana kadar üretilen zırh kumaşları arasında en iyi sonucu verdiği belirtildi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Güvenlik Yeleği Üretildi. yazısına devam et

Yazıyı Paylaş